İçeriğe geç

Röportaj

Mats Gustafsson’la Açık Olmak, Daima Açık Olmak Üzerine

Ağustos 7, 2026

Mats Gustafsson’un müziğiyle 2015 yılında karşılaştım. Onunla ilk röportajımı da izleyen sene yaptım. Hem dinleyicisi hem de uzaktan uzağa bir talebesi olarak Mats Gustafsson ile ilgili sayfalar dolduracak, saatler alacak şey var zihnimde ama bunları kayda geçirmeye kalktığımda birkaç cümleden sonra lafı eveleyip gevelemeye başlıyorum. Benim hariçten gazel okumamdansa şu videonun izlenmesini tercih ederim.

Yalnızca çeviriyle ilgili bir notum var. Metni Türkçeye aktarırken Gustafsson’un kendine has İngilizce yazım tarzını neredeyse birebir korumaya çalıştım. Daha “özenli”, belki neredeyse kitabî bir çeviriye girişseydim, ortada bu röportajın onunla yapıldığına dair hiçbir emare kalmayacaktı.

Dünya hem politik hem sosyal olarak kaosa sürükleniyor. Teknoloji hızla ilerliyor, yapay zekâ üzerine bıktırıcı tartışmalar dönüyor, savaş ve yoksulluk her yerde. Röportaja bu kadar karamsar bir soruyla başlamak istemezdim ama sence müzik bu kaosun neresinde duruyor?

Müzik, sanat ve şiir, kendi yarattığımız bu kaotik durumdan bir çıkış yolu. Dünya, kısa vadeli çıkar hesapları ve açgözlülükle dönüp duruyor. Ekonomik açgözlülük, dini açgözlülük… Köktencilik kötüdür. İnsana karşıdır. Müzik, özgür düşünebilmek ve dolayısıyla özgür hareket edebilmek adına yapılan bir tür araştırmadır. Ben pozitif bir insanım aslında ya, dünyanın bugünkü hali –Trump, Putin, Orban, Netanyahu ve diğer dangalaklar baştayken hele– beni distopik bir ruh haline sokuyor. Üzülüyorum. İklim felaketini inkâr etmek tam anlamıyla aptallık. Sadece kendi egosunu ve çıkarını düşünen diktatörler… Bunlar BERBAT insanlar. Her şey güçten, kitleleri kontrol altında tutmaktan ibaret. Yapay zekâ “devrimi” ise tamamen saçmalık. Bu da başka bir kontrol aracı sadece. İnsanî değerlere ve PAYLAŞIMA öncelik vermeliyiz. İnsanlar artık neye ihtiyaçları olduğunu bile bilmiyor. Yalan haberlerle ve sosyal medya çöplüğüyle besleniyorlar. Gerçek insanî değerler ve ahlak adına kötü bir devirdeyiz. Ama buna karşı savaşmak lazım. Yeni olsun eski olsun radikal sanatla, şiir ve müzikle, insanları uyandırarak savaşmalıyız. Bu MÜMKÜN.

Algoritmalar çağında, gerçekten müzik yapmak isteyen ama bütçesi sınırlı olan müzisyenler dinleyici kitlelerine ulaşmakta zorlanıyor. Senin oldukça radikal bir müzikal yaklaşımın var ve dünyanın farklı yerlerinde kendi kitleni bulmayı başardın. Müzik yapmaya yeni başlayan genç müzisyenlere ne önerirsin?

DIY. (Kendin yap.) Başka yolu yok. Kimse senin yerine yapmayacak. Başkalarıyla dayanışma içinde ol. Yardım et ve PAYLAŞ. Kendi müziğini yap. MÜZİĞİNİN SAHİBİ OL. Her şeyin anahtarı senin kendi kişisel müzik dilin. Her zaman çalacak ve müziğini başkalarıyla paylaşacak alanlar olacaktır. Dinleyiciye ulaşmak mümkün. Ama bazen bu olanakları kendi başına yaratman gerekir. Konserler, kayıtlar, projeler… Hepsini başka insanlarla işbirliği içinde yap.

AKTİF ol. Hem yerel hem küresel aptallıklara karşı tek silahımız bu.

Farklı disiplinlerden sanatçıların yıllar içinde geliştirdiği rutinler ve yöntemler bana ilham veriyor. Bunlardan kendi çalışmalarımda da çok faydalanıyorum. Eminim başka sanatçılar da bana katılacaktır. Sen nasıl çalışıyorsun?

Her gün birbirinden farklı. Haliyle de farklı şekillerde ele alınmalı. İşin güzelliği de zorluğu da bu. Enstrümanlarıma çalışmayı ve plak koleksiyonumu düzenlemeyi seviyorum. Bunlar benim için hayatî. Özel bir rutinim yok, uyanır uyanmaz espresso makinesini çalıştırmak dışında… Kızlarımın uyandığından ve kahvaltı ettiğinden emin oluyorum… Köpeği ormanda yürüyüşe çıkarıyorum… (Sanırım bu bir rutin sayılır, ha ha). Sonrası doğaçlama kararlarla, müzik çalışmalarıyla dolu geçiyor. Yeni müzikler besteliyorum, şiir, sanat ve müzik üzerine araştırmalar yapıyorum. Her gün başka başka şeyler yapıyorum. Ama enstrümanlarıma çalışmam şart… Bunu yapmazsam kendimi kötü hissediyorum.

Sıkı bir plak koleksiyoneri olduğunu biliyorum. Farklı sanat dallarıyla da ilgileniyor, pek çok disiplinden sanatçıyla birlikte çalışıyorsun. Müzik üretiminde seni en çok hangi sanat dalları etkiliyor?

[Olasılıklara ve dünyaya] açık kalmak gerekiyor. Araştırmak lazım. Araştırmak, tekrar araştırmak… Her şey birbiriyle bağlantılı. Bütün sanat dallarının kendi avantajları var. Şu sıralar özellikle şiir bana ilham veriyor. Görsel sanatlar da öyle. Hatta bunlar müzikten daha çok etkiliyor beni diyebilirim. Gerçi 24 saat boyunca sürekli müzik dinliyorum. Doğa beni derinden etkiliyor. Klişe olduğunu biliyorum ama öyle.

Avusturya ormanlarında sürekli yürüyüş yapıyorum. İzliyorum, dinliyorum. Açık kalmak şart dediğim gibi. Tek yol bu. Dünya seni şaşırtmalı. Doğa seni dönüştürmeli.

Trump ve onun öfkeli, gerzek köpekleriyle ilgili şu sıralar öyle çok saçmalık var ki… Buna karşı koymamız gerek. Yerel ve küresel aptallık fena.

Yıllar önce bir anaokulunda çocuklara müzik çaldığınızı biliyorum. Sence yaş aldıkça kitle medyası ve kültürel normlar sanata olan bakış açımızı değiştirip bizi ana akım dışındaki sanata karşı önyargılı hâle getiriyor olabilir mi?

Kesinlikle. Yüzde yüz. Ana akım medya bunu tabii ki yapıyor. Ekonomik ve politik güçler, her şeyi kontrol altında tutmak için çırpınıyor – bizimse bunları ait olduğu yere geri göndermemiz şart. Çocuklara kendi başlarına düşünmeleri ve eleştirel olmaları için adil bir şans vermeliyiz. ANAHTAR BU. Çocuklarla çalışmak harika – zaman zaman hâlâ yapıyorum ve ana akım tarafından henüz bozulmamış insanlarla tanışmak çok ilham verici oluyor benim için. Yaş almak hiçbir şeyi kaybettiğimiz anlamına gelmiyor yine de – her şey tutum ve farkındalık meselesi. Eğer sanatımla ve müziğimle politik/ideolojik bir bağ hissetmeseydim, evde oturmayı tercih ederdim.

Oldukça üretken bir sanatçısın. Bu kadar üretken olmanı sağlayan o coşkulu enerjini nasıl koruyorsun? Dinamik ve neredeyse “amatör ruhla” yapılan bir müzikten bahsediyoruz. Bir yandan bu kadar üretkenken bir yandan da seni “profesyonellik” tuzağına düşmekten alıkoyan nedir?

Sanırım en önemli şey, hayranlık duyduğun ve seni zorlayan insanlarla çalışmak. Seni tetikte tutan ve eleştirel düşünmeye zorlayan kişilerle… Müziği, şiiri, sanatı ve HAYATI daha da derinlemesine öğrenmek için yanıp tutuşuyorum… Bu hiç bitmeyen bir arayış/araştırma süreci. Rastlayacağımız şeylerin ve onların bizim üzerimizdeki etkisinin sonu yok.

Diğer sanatçılardan ilham almak dünyanın en güzel şeyi. Güvendiğin ve saygı duyduğun insanlar sana en iyi tavsiyeleri verebilir, sana yepyeni yollar gösterebilir. Yeter ki açık ol. Bu çok güzel bir paylaşım biçimi. PAYLAŞMAK her şeydir. Gençlerle paylaş. Yaşlılarla paylaş. Arkadaşlarınla, düşmanlarınla paylaş. Mesele hep PAYLAŞMAK. Her zaman keşfedilecek yeni müzikler vardır. Yeni enstrüman teknikleri. Yeni perspektifler. Yeni yollar. Bayılıyorum buna. Ve tüm bu ilhamları doğaçlamacı olarak işime katabiliyorum. Enstrümanlarımda kendi dilimi geliştirmek için.

Benim için çok önemli bir yöntem de hatalarımı yaratıcı bir araç olarak kullanmak. Başarıdan hiçbir şey öğrenemezsin. Ama hatalardan öğrenirsin.

Bunu daha çok erken yaşta fark ettim — hâlâ da bu ilkeyle yaşıyorum.

Denemek gerek. Başarısız olmaya hazır olmalısın. Eğer riske girmezsen ve denemezsen – hiçbir anlamı kalmaz. Gerçek paylaşım budur. Sahnedeki bir sonraki anın ne getireceğini bilmemek — ve bunu sahnedeki arkadaşlarınla gerçekten paylaşmak.

Kendini tek bir müzikle veya stille sınırlama.

Hepsini kullan. Kontrol et. KENDİ müziğini yap! Ve sürekli değiştir.

Yeter ki kendi kişisel dilini orada koru — o zaman her şey yoluna girer.

Geçtiğimiz ay Peter Brötzmann’ın ölümünün ikinci yılı doldu. Onun anısını bir anekdotla onurlandırmak isterim. Onunla ilgili hatırlamayı sevdiğin bir anı var mı?

Saymakla bitmez. Bu başlı başına bir kitap konusu olur.

Ne biliyorsam Peter’dan öğrendim. İyi olanı da, kötü olanı da. Bitmeyen bir öğrenme süreciydi.

Onun o DIY tavrı – “Siktirin gidin – ben buradayım” – benim için her şey demekti.

“Beni sikmeyin. Ya paylaşın ya da defolun gidin.”

Peter’ı özlüyorum. Gerçekten.

Dünya onsuz hem farklı görünüyor hem farklı ses veriyor.

Bu anıları sana bir barda otururken anlatacağım. En uygunu bu olur. Söz veriyorum.

Teşekkürler!